
Sağolsun Ufuk tekrar mimlemiş beni. Mim konusu bir kaç cümle ile kendi blogumuzu anlatmamız.
Bakalım nasıl anlatsam blogumu?
Blog işine nereden nasıl bulaştım tam hatırlamıyorum, ama blogum isminden de anlaşılabileceği üzere, beni yansıtan yazılarla dolu, yani aklıma gelen, ilgimi çeken, paylaşmak istediğim ve paylaşılması gerektiğini düşündüğüm, yazı, resim ve videolarla dolu. Yani sözün özü beni tanımak isteyen bloguma bakabilir. 
Gelelim bu kez mimi kime göndereceğime. HaYaL MeYaL'e göndereyim mimi, belki bu sayede aklındakilerin dağılması için yardımcı olmuş olurum. 
Ufuk'a da tekrar teşekkür ederim.

Herkesin bildiği gibi 2009'un hemen öncesinde İsrail, Gazze'ye girmiş ve masum insanları öldürmüştü. Ben de konuya değinmiştim.
Az önce ilginç bir haber okudum, bakın ne olmuş?
Filistin'in seçilmiş lideri Mahmud Abbas, Kıbrıs Rum kesimini ziyaret etmiş ve Kıbrıs sorununda Rum tezlerini desteklediklerini açıklamış.
Hemen her gün insanları öldürülen Müslüman bir devletin lideri (!) olan bu kişi, Kıbrıs Rum kesimini, Gazze meselesinde Filistin'e en çok yardımda bulunan, hatta onların haklarını doğru düzgün savunan tek ülkeye, yani Türkiye'ye tercih ediyor ve tabiri caizse bizi arkamızdan vuruyor.
İşte İsrail, Müslümanları öldürürken neden kimseden ses çıkmadığının en yakın örneği. Çünkü Müslüman dünyasının sözde liderleri çoğu zaman olduğu gibi halklarının değil, kendi çıkarlarının peşinde koşuyorlar ve bu nedenle de diğer Müslümanlara sırtlarını dönüyorlar. Daha ne denebilir ki?
Doğrusu şu aralar en vazgeçilmezim sınavlar, zira bütün üniversitelerde dönemler bitmişken ve herkes tatile gidip dönerken, bizde halen sınavlar sürüyor, bu nedenle de başka işlerimle pek uğraşamıyorum.
Gelelim normal zamanlarıma, internet elbette vazgeçilmezlerimden, zira onsuz bir gün düşünmek zor benim için. Pardus da benim gözdelerimden, çünkü bilgisayarımın başında geçirdiğim zamanı benim için eğlenceli kılıyor. Film izlemeden, müzik dinlemeden, felsefe yapmadan, merak etmeden, gözlem yapmadan, kitap okumadan, soru sormadan duramam açıkçası. İşte tüm bunlar benim vazgeçilmezlerim ve beni ben yapanlar.
Ben de mim pasını NeSTaL'e atmak istiyorum, bu sayede özlediğimiz yazılarına bir teşvikte bulunmuş olayım naçizane.


Bu resmi de gördüm beğendim, ekleyeyim dedim.

İnsan en iyi arkadaşlarını da bulur burada, gizli düşmanlarını da. Bilenler bilir, her ne kadar bir arkadaşlık ortamı olsa da, alttan alta bir çekişme de vardır ortada. Gelelim anlatmak istediğim konuya.
Sizinle aynı dönemden olan biri sizden önce mezun olabilir ve iş bulabilir, siz ise bir dönem daha okulu uzatabilirsiniz. İşte bu, gerçeklerin ortaya çıkışı başlamış demektir.

Sizden önce mezun olan kişiyle karşılaşırsınız, tesadüf işte. Siz sevinirsiniz, çünkü arkadaşınızı görmektesiniz, ancak durum öyle değildir, karşıdaki kişi geçmişinin acısını çıkartmanın peşindedir. Size mezun olup olmadığınızı sorar, sizin verdiğiniz cevapla mutluluk yaşar. Ardından gelir şeytani alaylar.
"Ne zaman mezun olacaksın? Kaçıncı sınıfsın sen şimdi?" vb.İşte bu an gerçeğin ortaya serilişi ve sizin bilmediğiniz bir çekişmenin geçmişidir. Durumu anlarsınız, aslında karşınızdaki değil arkadaşınız, arkanızdan kuyu kazanınız. Bunun üzerine atağa geçersiniz ve arkadaşınıza (!) şunu söylersiniz. "Sen mezun oldun da ne oldu, gördük girdiğin işi! Hadi büyük bir yer olsa yine, havan atsan neyse de. Girdiğin yer belli, bu havalar neyin nesi? Alt kademe bir görevlisin sadece, duyan sanır genel müdürsün şirkette."

Arkadaşınız (!) afallayıp kalır, şaşkınca yanındaki kişiye bakınır. Kekeler önce, konu değişir peşince. "Sonra görüşürüz." deyip ayrılırsınız, ama artık gerçeklerin farkındasınız.
İşte böyledir üniversite, ön sıralarda gelir hayat dersinde.


İşte Pardus 2009 RC'den ilk ekran görüntüleri.
Ekran kartımın ATI olduğunu da belirteyim, efektler sorunsuz çalışıyor şuanda ve bu da beni gayet mutlu ediyor. Kurulum son derece hızlıydı, ki yaklaşık 20 dakika'da (biraz da benim tembelliğin etkisi var bunda.) kurulum bitti. KDE 4 gayet hızlı ve sorunsuz. RC sürüm böyleyse varın gerisini siz düşünün. :D



"resmin kaynağı"
Çevremizde her an karşımıza çıkıp bizi sinir edebilecek kişiler vardır, bunları genelde arsız olarak sıfatlandırırız. Gerçi kimi zaman bizler de birilerine karşı arsızlık yapmışızdır eminim ki, ancak bazıları bunu yaşam felsefesi haline getirmişlerdir.
İşte ben de bu arsızlık abidelerinin türlerinden bir kaçına değinmek istiyorum.
Bekleten arsızlar: Bu arsız grubuyla bir yerde buluşmaya kalktığınızda muhakkak geç kalırlar, üstelik beş on dakika da değil, yaklaşık yarım saatle bir saat arasında değişen bir sürede. Daha sonra buluşma yerine geldiklerinde ise sanki onlar geç kalmamış da siz erken gelmişsiniz, ya da buluşma saati onların geldiği saatmiş gibi davranırlar. Son derece arsız olabilirler ve bu halleri ile zaten beklemekten usanan karşı tarafı iyice sinir ederler.
Bu türe verilebilecek en iyi karşılık buluşma günü, buluşma yerine gitmemek, ararlarsa cevap vermemek, daha sonra karşılaşılırsa da tıpkı kendileri gibi arsızca davranmaktır. Çünkü bu türün anladığı cevap budur. 
Kabullenmez arsızlar: Bu türün genel özellikleri çok aşikardır. Suçlu oldukları bir konu söz konusu olduğunda suçluluklarını asla kabul etmez, tersine haklı olan kişiyi suçlarlar, yani tam arsızdırlar. Üstelik bazıları bunu öyle iyi yapar ki, karşı taraf kendisini suçlu zannedebilir. Üstelik siz bunların sıçlu olduklarını kanıtlarsanız, bir de tavır yaparlar.
Bu türe karşı uygulanacak yöntem iki türlüdür, ağzı laf yapan kişiler bu türü lafları ile yerin dibine sokabilirler, bu durumun ardından arsız kişi tavır yapacaktır. Bu tavır olayına hiç aldırış edilmemeli ve kendilerini kendi uyuz kişilikleri ile baş başa bırakmalıdır. 
Ancak ağzı laf yapamayan kişilerin bu türe karşı yapabilecekleri tek şey, bu türle görüşmemektir.
Ne oldum delisi arsızlar: Bu türe mensup kişiler, bir işte çaylak oldukları dönemde kendilerinden üstte olan kişilere karşı son derece saygılıdırlar, karşısında ezik büzük dururlar ve hiç sivri tavırları yoktur. Ancak ne zaman ki bir üst göreve geçerler, işte o andan itibaren gerçek kişiliklerini yansıtmaya başlarlar. Dün saygılı davrandıkları kişilere karşı bugün son derece ukala tavırlar içine girer, havalı bir konuşma tarzı benimser, kendileri ile aynı düzeyde olan kişilere emir vermeye kalkışırlar.
Bu türe karşı alınabilecek önlem açık ve nettir. Topluluk içinde herkesin duyabileceği şekilde kendilerine hadlerini bildirmek. Çünkü bu kişileri kenara çekip düzgün bir şekilde konuşsanız dahi düzelmeyeceklerdir. Hatta bu onları daha da hırslandırabilir ve size daha da çok saldırabilirler. Bu nedenle onlara onların anlayacağı şekilde müdahale etmekte fayda vardır. 
Yeni arsız türlerinde görüşmek üzere, hoşça kalın. 

"Resmin kaynağı"
Hayallerimiz, bize yön verenlerimiz. Ama sadece kendi hayallerimiz değil, başkalarının da hayalleri.
Bu hayallerin kesişmesi, sonrasında mücadelenin gelişi.
Hayallerini gerçekleştirmek için, mücadele, azim ve başarırsam eğer işte bu tek tesellim.
Peki ya başaramazsam, o zaman neden yaşamımı sürdüreyim? Benimse bu beden, bu hayat ve onları yaşamak isteyen ben isem, neden başkalarıdır çoğunlukla hayatıma yön veren?
Sosyallik denen, beni hem canlı tutup hem de bitiren, sevdiklerim hem beni ben kılan hem de beni benden eden.
Aldığım kararların kaçı benim isteğim, kaçı gerçekten istediğim? Yaşadığım hayatın ne kadarı benim ve ne kadarı gerçekliğim?
İşte bu sorular ve çelişkiler içinde geçer gider bu hayattan kişiliğim. Yaşlanıp geri baktığımda acaba ne göreceğim?
Aslında bu konuya değinip değinmekte kararsız kaldım, ama tek fark eden ben miyim merak ettim açıkçası.
Dikkatimi çeken husus şu ki, İslamiyet için kutsal olan gecelerde (Kadir gecesi, Mevlit Kandili, Regaip Kandili, Miraç kandili, Berat Kandili) televizyon kanalları bu geceye özel bazı programlara yer veriyorlar. Pek çok kanal bir camiden canlı yayında bulunuyor. Bazı kanallar ise film, ya da animasyon yayınlıyorlar.
Zaten merak konusu da bu filmlerle ortaya çıkıyor. Çünkü epeydir dikkat ediyorum da başı çeken özel tv kanalları bu gecelerde genelde ya Yahudilik ile ilgili filmler, ya da Hristiyanlık ile ilgili filmler yayınlıyorlar. (Bunu bütün özel kanallar yapmıyor, belli başlı, büyük olarak kabul edilen kanallar yapıyor.)
İslam inancına göre Hz. Musa da, Hz. İsa'da Allah'ın peygamberleridir, yani bunda bir sorun yok, ancak sorun şu ki bu gecelerde, bu tv kanalları Hz. Muhammed (SAV) ile ilgili hiç bir film, ya da animasyon yayınlamıyorlar. (Bu kanallar içinde bunun tek istisnası olarak ATV Hz. Muhammed'in hayatını anlatan "Hz. Muhammed: Son Peygamber" isimli animasyonu yayınladı.)
Örnek vermek gerekirse, dün yani 25 Haziran 2009 tarihinde Regaip Kandili vardı ve Show Tv'de Hz. Musa'nın Firavuna karşı verdiği mücadeleyi anlatan "10 Emir" isimli animasyon yayınlandı, Star Tv'de ise Hristiyanlık ve Hz. İsa konulu "Gerçeği Arayış" isimli film yayınlandı.
Şimdi gelelim can alıcı soruya, neden?
Yani İslamiyet açısından kutsal olan bu gecelerde İslam peygamberi Hz. Muhammed (SAV) ile ilgili filmler yerine, neden Yahudilik ve/veya Hristiyanlık için kutsal olan olayların filmleri yayınlanıyor?
Etiketlediklerim
Kimler Gelmiş?

































