Tarafsızlığın Zorluğu ve Hatta İmkansızlığı

Tarafsızlık ne zor iştir ve ne zor işmiş. İnsan doğası üzerine incelemem sürüyor ve bu kez sıra tarafsızlıkta. Hayatımız boyunca karşılaştığımız olaylarda, düşüncelerde ve daha pek çok şeyde bizi tercih yapmaya iten etkenler vardır ve bu etkenler bizim tarafsız kalmamızı engellerler.

(...)

Şimdi hemen konumuza geçelim, yine günlük hayattan örnekler vereceğim. Söz gelimi televizyon seyrettiğinizi düşünün. Kanallar arasında dolaşıp seyretmeye değer bir şey ararken birden gözünüz bir araba yarışına takılıyor, daha önce hiç izlememişsiniz bu yarışı, eğer bu yarışı seyretmeye karar verirseniz önünüzde iki seçenek söz konusu olur. Bu şeçenekler: 1- sadece yarışı seyretmek ve kimseyi desteklememek, 2- yarışan araçlardan birini desteklemek. Büyük ihtimalle tercihiniz ikinci seçenek olur, bunun nedeni şu şekilde olabilir, zaten canınız sıkılmaktadır ve bu daha önce hiç seyretmediğiniz bir yarış olduğuna göre işe biraz heyecan katmak isteyebilirsiniz ve taraf tutarsınız. Tutacağınız tarafı seçerken de etkenler pek çoktur. Söz gelimi bir aracı desteklemeye karar verdiniz, buna sizi iten nedenler aracın rengi, sürücünün ismi, aracın üstündeki numara, aracın modeli, şekli vb pek çok şey olabilir. Ancak burada önemli olan kendimizi bir taraf tutmaya itmemizdir.

Bir başka örnek ve belki de en can alıcısı, taraftarlığın ulaşabileceği en büyük boyut. Yetiştirilme tarzı, istekler, düşünceler veya her hangi bir etken nedenden ötürü bir tarafsınız ve sizin tarafınızda olanlarla ya da olanla bağınız çok güçlü, söz gelimi bir takım taraftarısınız ve şu olaylar zinciri gerçekleşiyor. Rakip takım şike yapıyor, maçı kazanıyor ve bu durum tespit ediliyor. Sizin vereceğiniz tepki çok açıktır; kızgınlık hatta öfke. Çok sinirlenirsiniz. İnsan bunu nasıl yapar diye düşünür ve birden adaletin savunucusu kesilirsiniz. Şimdi de ters açıdan durumu ele alalım, bir süre sonra sizin takımınızın da bir maçı şike yaparak kazandığı ortaya çıktı. Sizin tepkileriniz bu kez değişik olur. Haksızlığa uğradığınızı, takımınızın böyle bir şey yapmadığını iddia edersiniz. İşte bu can alıcı noktadır. Çünkü bu açıkça taraftar değil tarafın artık kendisi olmaya başladığınızı gösterir. Adeta taraftarı olduğunuzla bütünleşmiş gibisinizdir ve taraftarı olduğunuz, her ne ise, ona yapılan saldırı size yapılmış gibidir. Doğal olarak bu da yanlıştır.

İnsanoğlunun tarafsız olması çok zordur denilebilir, ben ise imkansız oldupuna inanıyorum. Çünkü aslında tarfsız olmanın da bir tür taraftarlık oldupuna inanıyorum. Ama bu düşünceme geçmeden önce neden taraf tuttuğumuza değinelim. Taraf tutarız çünkü taraf tutmaya bizi iten nedenler vardır. Üstelik bu nedenler çok çeşitli ve sayı olarak da çok fazladır. Renk, dil, din, görüşünüz, bakış, tavır ve daha pek çok şey bizi bir kesimi desteklemeye iter, çünkü bizim ait olduğumuz, kendimize ait hissettiğimiz şeyler, bizim de insanlara ya da olaylara karşı yakınlık duymamızı sağlar. Karşılaştığımız her hangi bir durumda iki ya da daha fazla taraf varsa bunlar arasında bize yakın gelen unsurlar muhakkak vardır ve bu unsurların daha çok olduğuna da kendimizi yakın hisseder onun tarafını tutarız.

Şimdi toparlayalım. Tarafsızlık zor iştir, hatta imkansızdır, çünkü bizi taraf olmaya zorlayan pek çok etken unsur vardır. Ancak taraf olmamız bizi körleştirmemelidir. Yani bir takımın, bir partinin ya da her hangi bir şeyin taraftarıyız diye bu adaletsiz olmamızı gerekli kılmaz. Evet belki hükumet yıllardır elektriğe zam yapmamıştır, ama bu %21'lik elektrik zammını haklı kılmaz, ya da evet belki laiklik karşıtı odaklar baş örtüsünü bir tür simge olarak kulanmışlardır, ama bu başörtüsü takan insanlarının tümünü bu bakış açısıyla değerlnedirmemizi gerektirmez.

Taraflı oluşumuz düşüncelerimizi etkilememelidir, çünkü insan düşünebilen bir varlıktır. Bir olay karşısında kendimizi yakın hissettiğimiz çevrelerin yaptığı yorumları sanki kendi düşüncemizmiş gibi kabul etmemiz ne kadar da kötüdür. O olay üzerine düşünmeden, olayı yorumlamadan yapılan yorumları kabul ettiğimizde ne olur, çok basit; bir şeyi sabunuruz, ama neden savunduğumuzu bilmeyiz. Bu her konuda geçerlidir. Tuttuğunuz takımdan, mensubu olduğunuz dine kadar. Yıllar önce biri anlatmıştı. Almanya'da bir Türk, Alman bir dostunun Müslüman olmasını istiyormuş ve ona Kelime-i Şehadet'i söyletmeye çalışıyormuş. Tabi Arapçasını, ancak Alman sormuş bir gün Kelime-i Şehadet'in anlamını, ama bizimki (bu da benim taraftarlığımın işareti) anlamını bilmediğini kavramış birden.

İşte anlatmak istediğim tam olarak bu, taraf olmak ama neden o tarafta olduğunu, tarafının yapısını bilememek. Sırf taraf olmak için taraf olmak, taraf olup kendi düşüncelerine sahip olamamak ve tarafsız olamamak.

Aslında işin özü şudur ki, tarafsızlık bile bir taraftır, ama hiç değilse kendi kendinizin tarafı olmanızdır. Evet bazı konularda tarf olmak çok güzeldir, tabi ki abartmamak kaydıyla, ama bazı konularda da tarafsız olmak, yani sadece kendinizin tarafında olmak en güzelidir. Düşünebilmek olayları tarafsız bakış açısı ile yprumlayabilmek en güzelidir.

Bu arada bilmeyen olmaz ama Kelime-i Şehadet'in anlamı: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim” anlamındaki, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” ifadesidir.

0 Fikir beyan edilmiş, Sen de fikrini belirt

Fikir beyan et